Cumartesi , Aralık 15 2018
Ana Sayfa / Genel / Disleksi Nedir? Tedavisi Nasıl Olur?

Disleksi Nedir? Tedavisi Nasıl Olur?

Disleksi Nedir?

Disleksi, Dünya Sağlık Organizasyonu (1993) tarafından, yeterli zeka, sosyo-kültürel fırsat, güdü veya duyusal kapasiteyle uyumsuz okuma ve yazma güçlüğü olarak tanımlanmaktadır.

Disleksi, okul çağındaki çocukların %2 ile %8’inde görülebilmektedir. Yani, disleksinin yaygınlığı üzerine yapılan çalışmalarda en az %2 en fazla %8 oranına ulaşılmıştır.

DSM-IV‘de disleksi için verilen ölçütler şunlardır: a) Bireysel olarak uygulanan standart doğru okuma ya da kavrama testlerinde kişinin kronolojik yaşı, ölçülen zeka düzeyi ve yaşına uygun olarak aldığı eğitimle uyumsuz okuma becerisi. b) Söz konusu bozuklukların okul başarısını ya da okuma becerileri gerektiren günlük yaşam etkinliklerini önemli ölçüde bozması. c) Okuma zorluğunun duyusal bozukluğa eşlik edenden çok daha fazla olması.

Tavsiye Bağlantı: Psikoloji Haberleri

Ancak disleksi motor yeteneklerdeki kusur ile ilişkili olabilecek yazmadaki güçlükler ve dil kazanımındaki bazı geriliklerden de kaynaklanabilir. Disleksi parmakları tanıma, sağ–sol ayırt etme, görsel taramada kusurlar, sıralama becerilerini öğrenme ve analog saatleri okumayı öğrenmede güçlük, uzaysal ilişkilerin kullanımındaki hasar ve gelişimsel Gerstman Sendromu gibi bazı nörolojik işaretlerle de ilişkili olabilir. Sonuç olarak disleksi salt bir okumayı öğrenme güçlüğünden daha fazlasını içerebilmektedir.

Okuma bozukluğu olan disleksinin yazında çok çeşitli sınıflamaları bulunmaktadır. Ardila’ya (1997) göre, disleksi iki gruba ayrılabilir:

1 . dil sesleri ile çizgisel sembolleri eşleştirmede ve işitsel süreçlerde yaşanan zorluklar;

2 . görsel-algısal süreçlerde yaşanan zorluklar.

Boder (1973) ve Boder ve Jarrico’ya (1982) göre ise disleksi 3 grupta incelenmelidir.

1 . Bunlardan disfonetik disleksi grubunda fonetik bozukluğu olan çocuklar yer almaktadır. Bu çocuklar, dil ve sözlü ifade alanında güçlük çekmektedirler. İşitsel kavrama becerileri zayıftır. Sözcüklerin fonetik ayrımını yapamazlar.

2 . Diseidetik dislekside, çocukların zihinde canlandırma yetenekleri bozuk olduğu için harflerin ve sembollerin görsel ve mekansal analizini ve ayrımlaştırmayı yapamazlar. Bu nedenle harflerin sırasını karıştırır, ters çevirir ve günleri, ayları sırayla söylemede zorlanırlar.
3 . Karma tipte ise disfonetik ve diseidetik grupların her ikisinin özellikleri bulunmaktadır.

Bakker, Leeuwemen ve Spyer (1987) ise hemisfer işlevlerine dayanarak disleksiyi 2 gruba ayırmıştır:

1 . L-tip dislekside, sol hemisfer işlev bozukluğuna bağlı okuma güçlükleri yer alır. Bu çocuklar hızlı okuyabilirler ama atlama, harf ekleme, değiştirme türünde hatalar yaparlar.

2 . P-tip dislekside, sağ serebral işlev bozukluğuna bağlı görsel algı kusurlarına bağlı olan okuma güçlükleri yer alır. Bu çocukların okumaları yavaştır. Eksik bırakma ve tekrarlama hataları yaparlar.

Dislekside Duyusal Bozukluklar

Bazı kuramcılara göre disleksi seslerin işlemlenmesi ve sunumundaki özgül bir bilişsel kusurdan (phonological processing theory) kaynaklanmaktadır. Fonolojik işlemleme kusurları, fonolojik farkındalık (phonological awareness), fonolojik düzeltme (phonological retrieval) ve fonolojik bellek (phonological memory)’i içeren pek çok
düzeyde meydana gelebilir. Başka kuramcılara göre ise, disleksi işitsel kusurlar (auditory deficit), görsel bozukluklar
(magnocellular visual dysfunction) veya serebeller / motor bozukluklardan (cerebellar / motor dysfunction) kaynaklanmaktadır.

Dislekside ve Görsel Bozukluklar

Orton’un (1925) optik ters görme kuramına (optical reversibility theory of dyslexia) göre disleksideki problem, kelimeleri ve harfleri ters şekilde görmekten kaynaklanır. Herman’ın (1959) uzaysal karışıklık kuramında (spatial confusion theory) ise disleksi bozukluğu olan bireylerde doğuştan gelen uzaysal yönlenim (orientation) bozukluğu
vurgulanmaktadır. Bu gibi kuramlarda, görsel süreçte yer alan görselleştirme, görsel sıralama, görsel hafıza gibi kusurların disleksiye neden olduğu savunulmaktadır. Diğer yandan bazı çalışmalarda görsel yeteneklerin kelime
tanımlama, telaffuz, okuduğunu anlama ile görece olarak ilgili olmadığı; okumanın temelde dilsel yeteneklerle ilgili olduğunun vurgulandığı unutulmamalıdır.

Görsel iz sürme kuramında ise (visual tracking theory), dislekside motor yetersizlikler ile bağlantılı görsel iz sürme problemi olduğu belirtilmektedir. Disleksi görsel hareketin algılanmasındaki anormallik ile de ilişkili görülmüştür . Aynı zamanda dislekside hareket algısındaki ve geçici görsel sistemlerdeki (visual transient system) kusurların magnoselüler sistemdeki işlevsel anormallikler ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. Fakat normal ve okuma güçlüğü olan grupların karşılaştırıldığı kontrollü göz hareketi (eye movement) çalışmalarında iki grup arasında fark elde edilmemiş, bu nedenle görsel iz sürme kuramına kuşkuyla yaklaşılmaya başlanmıştır. Ancak kuram bir taraftan da görgül destek görmeye devam etmektedir.

Dislekside ve İşitsel bozukluklar

Bazı araştırmacılara göre disleksi işitsel işlemleme kusurundan (temporal auditory processing deficits) kaynaklanmaktadır. Disleksisi olan çocuklar hızlı bir şekilde sunulduğunda karmaşık işitsel tonları işlemlemede güçlük çekerler. Sunum hızı yavaş olduğunda ise bu sorun görülmez. Araştırmalar işitsel süreç ve disleksi arasındaki bağlantı için bazı destekler bulsalar da diğer araştırmacılar dislektiklerdeki işlemleme güçlüklerinin genel işitsel işlemleme problemlerinden çok konuşma ile bağlantılı işlemleme problemleriyle ilişkili olduğu yolunda kanıtlar göstermektedirler. Disleksinin zamansal dizilimi algılama kuramında (temporal order perception theory of
dyslexia), düşük düzey işitsel süreçlerdeki kusurların, dislekside tipik olarak gözlenen fonolojik kusurların temel nedeni olduğu öngörülmektedir. Kuramdaki en önemli sorun, işitsel düzeydeki duyusal kusurların kelime tanımadaki güçlükleri tam olarak açıklayamamasıdır.

Dislekside Bellek Bozuklukları

Sonra yapılan araştırmalarda, disleksi bozukluğu olan bireylerin, yazılı kelimelerin fonolojik kodlamasında ve metnin anlaşılmasında yaşadıkları güçlüklerin nedeninin; geçmişte tartışılanların aksine, görsel algılamadaki bozukluktan kaynaklanmadığı; algısal kayıt ve şekil depolama özellikleri açısından normal oldukları fakat bir çeşit
bellek kusurları olduğu sonucuna varılmıştır. KSB işitsel, sözel ve görsel bilgileri depolamada; USB ise semantik formdaki bilgileri depolamada uzmanlaşmıştır.

Disleksisi olan çocukların bellek performansı ile ilgili yapılan araştırmada bu çocukların, hem işitsel-sözel hem de görsel-sözel KSB’ de kusurları olduğu görülmektedir. Disleksi bozukluğu olan çocuklarda sayı dizisi performansının, ve WISC-R’ın sayı dizileri kullanılarak araştırıldığı bir çalışmada disleksisi olan çocukların her iki sayı dizisi (düz / ters) görevinde, kontrol grubunda yer alan çocuklardan daha düşük performans sergiledikleri görülmüştür.

Öğrenme güçlüğü olan genç yetişkinlerde, işitsel-sözel çalışma belleğindeki kusurları değerlendirmek amacıyla “düz ve ters sayı dizileri” ve “Token Test” kullanılarak yapılan bir başka çalışmada, öğrenme güçlüğü olan yetişkinlerin kontrol grubundaki bireylerden daha düşük performans sergiledikleri gösterilmiştir. Bu çalışmalarda ÖÖG’de özellikle bozulduğu bilinen yazılı anlatımın kullanılmamış olması dikkat çekicidir. Beri yanda disleksi bozukluğu olan kişilerde USB’de kusur olmadığı belirtilmiştir.

Dislekside Dil Bozuklukları

Konuşma doğal bir süreç içinde gelişir, okuma ise sonradan kazanılır. Bu nedenle okumanın bilinç düzeyinde öğrenilmesi gerekir Okuyan kişinin görsel modalitedeki alfabetik yazıyı dille ilgili kavramlara çevirmesi gerekmektedir. Bunun için okumaya yeni başlayan kişinin konuşma dilindeki kelimelerin fonolojik yapısının farkında olması, daha sonra fonolojiyi temsil eden harflerin kağıttaki dizilişini (ortografi) anlaması gerekmektedir. Disleksisi olan çocukta fonolojik modül düzeyindeki bir eksiklik, yazılı bir kelimenin fonolojik bileşenlerine parçalanmasına engel olmakta ve yazının anlaşılması önlenmektedir.

Fonolojik teoriye göre disleksiye dilin fonolojik, sentaktik veya semantik bileşenlerindeki yetersizlikler neden olabilmektedir. Fonolojik kodlama, kelimelerin bölümleri ve formlarındaki bilgiyi sunmak için konuşmanın kullanılması yeteneğidir.

Düşük okuma becerisine sahip okuyucular, fonolojik farkındalıkta ve harf-ses şifrelemede normal okuyuculardan daha düşük düzeyde performans göstermektedirler. Nitekim okumayı öğrenen kişilere fonolojik farkındalık ve kelime-ses bağlantısı kurulmasının öğretilmesi; kelimenin tanınması, heceleme ve genel okuma yeteneği üzerinde pozitif bir etki yaratmaktadır. Okumayı öğrenmedeki güçlüklerin en temel ve etkin nedeninin fonolojik farkındalık ve alfabetik kodlama becerisi edinilmesindeki başarısızlık olduğu konusunda bir ortak görüş vardır.

Özetle, okuma için, kişinin gördüğü yazıyı dille ilgili kavramlara çevirmesi gerekmektedir. Bu ise harfleri (grafem) ilgili seslere (fonem), sesleri hecelere, heceleri sözcüklere, sözcükleri de cümlelere çevirmesi anlamına gelmektedir. Farklı bir ifadeyle okumaya yeni başlayan çocuğun konuşma dilindeki ses yapılarının farkında olması ve sesleri temsil eden harflerin yazıdaki dizilişini anlaması gerekmektedir.

Başka bir görüşe göre dislekside fonolojik anlamda klasik olarak üç temel alanda kusur vardır. Bunlar fonolojik farkındalık, fonolojik bellek ve hızlı isimlendirmedeki kusurlardır. ÖÖG ile çalışan çoğu bilim adamı okuma becerisi kötü olan okuyucularda gözlemlenen isimlendirme bozukluğunun zayıf fonolojik kodlama ve fonolojik bellek problemlerinden kaynaklandığı görüşünü kabul etmemekte ve okuma güçlüğünün üç alt tipinin varlığını iddia etmektedir. Alt tiplerden ilki, fonolojik farkındalık ve harf-ses şifreleme gibi fonolojik becerilerdeki bozukluklar, ikincisi ortografik süreç ve okuma akıcılığının bozulmasına neden olan yavaş isimlendirme bozukluğu, üçüncüsü ise bu iki tipin birleşimi ve en ciddi olanıdır.

Disleksiyi Açıklayan Kapsamlı Kuramlar

Disleksiyi açıklamaya çalışan kuramlardan biri olan etiyolojik kurama göre disleksi, düşük düzey duyusal görsel süreçler ve dilsel işlevlerdeki kusurlarla ilişkilidir. Ancak disleksi sadece okumayı öğrenme değil, genel öğrenme yeteneğini içeren bütün öğrenme girişimlerindeki kusurlarla ilişkilidir. Bu bağlamda disleksi, seçici dikkat (selective attention), çağrışımsal öğrenme (associative learning), modaliteler arası çapraz transfer (cross-modal), sıralama süreçlerindeki (serial-order processing) kusurlarla da ilişkilidir (tarama için bkz.. Vellutino ve ark., 2004). Ancak en az ortalama zekaya sahip ve herhangi bir genel öğrenme güçlüğü olmayan çocuklardaki temel ve genel öğrenme yeteneklerinden birindeki kusurun, disleksinin sebebi olarak görülmesi mümkün değildir (Vellutino ve ark., 2004). Çoğu çalışmada genel öğrenme yeteneği ölçümlerinde okuma güçlüğü olan okuyucular ve normal okuyucular arasında farklılıklar rapor edilmiştir. Ancak okuyucu grupları sözel kodlamadaki kusurlardan etkilenebilecek olan sözel kodlama yeteneği ve / veya çalışma belleği süreçleri açısından kontrol edilmemiştir. Bu tür kontrollerin yerine getirildiği sonraki çalışmalarda, sözü edilen yeteneklerin ölçümündeki farklılıkların ortadan kalktığı görülmüştür.

Birch’in modaliteler arası çapraz transfer kuramına göre, okuma güçlüğünün nedeni modaliteler arası çapraz transfer gelişimindeki gecikmedir. Düşük okuma becerisine sahip okuyucular görsel sunumlar ile işitsel ritmik sunumların bir araya getirilmesinde güçlük yaşarlar. Bu görevde modaliteler arası çapraz transferin bozulmasının nedeni çalışma belleği ve sözel kodlama becerisindeki kusurlardır. Bu modele, çalışma belleğindeki kusurların sözel kodlama becerisindeki kusurlardan kaynaklanmış olabileceği eleştirisi getirilmektedir. Sözel kodlama becerisi etkisinin en aza indirildiği bir dizi çalışmada, normal ve düşük okuma becerisine sahip okuyuculara hem görev içi (görsel-görsel; işitsel-işitsel) hem de görevler arası (görsel-işitsel) sözel olmayan uygulamalar yaptırılmıştır. Bu deneklere aynı zamanda görsel-sözel görevler de uygulanmış ve düşük okuma becerisine sahip okuyucuların sadece görsel-sözel görevlerde normal okuyuculardan daha düşük performans sergiledikleri görülmüştür Bu bulgular Birch’in modaliteler arası çapraz transfer açıklamasına getirilen eleştirileri doğrulamaktadır. Ek olarak, Birch’in kuramında ÖÖG’nin gelişimsel sebepleri değerlendirilmektedir, ancak bu problemin doğuştan olabileceğine ilişkin eleştiriler mevcuttur.

Disleksinin Biyolojik Temelleri

Yapılan genetik çalışmalarda çocuklarda fazladan X kromozomunun ÖÖG’ye yol açtığı ileri sürülmekte, ÖÖG’de genetik geçişin var olduğu bildirilmektedir (Korkmazlar, 1993; Walzer, 1985). Otosomal dominant geçişin büyük olasılıkla 6. ve 15. kromozom ile olduğu (Grigorenko ve ark., 1997; İşeri ve Akın-Sarı 2008; Smith ve ark., 1990) ancak bu durumun bozukluğun kendisine değil ÖÖG’ye yatkınlığa yol açtığı görüşü hakimdir. Sonuç olarak genetik çalışmalar disleksiye neden olan spesifik genlerin var olduğunu göstermemektedir (Vellutino ve ark., 2004).
Beyin yapısı ile ilgili olarak yapılan bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) çalışmaları planum temporale’ye odaklanmaktadır. Nörolojik olarak normal yetişkinlerde bu yapı genellikle sol hemisferde sağa göre daha büyüktür.

Disleksi bozukluğu olan bireylerde ise sağ ve sol hemisfer simetriktir. Sol hemisferdeki planum temporale dil işlevlerini desteklemekte; simetri dil yetersizliklerinin kısmi sebebi olarak görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarda çelişkili bulgular elde edilmiştir. Üstelik yöntem sorunları nedeniyle bulguların disleksiye özgü olup olmadığı da kesin değildir. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) çalışmalarında ise disleksi bozukluğu olan bireylerde okuma, yazma, ortografik analiz sırasında dil ile ilgili alanlar ve görsel asosiasyon alanlarında, solda daha belirgin olmak üzere, normal okuyuculardan daha az aktivasyon olduğu, temporal lob kanlanmasının da normal okuyuculardan daha az olduğu görülmüştür.

Diğer bir grup bulgu ise beynin nöroanatomik değerlendirmesinde ortaya çıkan küçük ve odaksal anomalileri içerir. Bu anomaliler disleksi bozukluğu olan bireylerin, sol hemisferlerinde daha yaygın olarak bulunmuştur. Subkortikal yapıların muayenesi aynı zamanda talamustaki görsel süreçle ilişkili olabilecek farklılıkları göstermektedir (Livingstone ve ark, 1991). Disleksisi olan bireylerin, lateral genikülat cisimlerinde (LGN: lateral geniculate nucleus) organizasyonun bozuk olduğu ve daha küçük hücre gövdeleri içerdiği belirtilmektedir. Diğer taraftan disleksisi olanların medial genikülat cisimlerinde de (MGN: medial geniculate nucleus) anormallikler gösterilmiştir. LGN’deki anormallikler görsel bozuklukların; MGN’deki anormallikler ise işitsel bozuklukların nedenidir. Sol perisilvian bölgelerdeki anormallikler ise fonolojik ve diğer bilişsel bozuklukların nedeni olarak gösterilmektedir. Hücre göçü anormallikleri, disleksisi olan kişilerin perisilvian kortekslerinde, baskın olarak sol hemisferlerinde normal bireylere göre daha yaygın bir şekilde görülmüştür.

Disleksinin açıklanmasında üzerinde durulan bir başka bölge ise parieto-temporooksipital alanda yer alan angüler girusun sol hemisferdeki kısmıdır. Bu bölgenin sol hemisfer lezyonlarında görsel-uzaysal beceriler, sağ-sol ayırt etme, parmak isimlendirme ya da söylenen parmağı işaret etme, harfleri çizme ve tanımada güçlükler
gözlenmektedir. Sol angüler girus bölgesinin kalıtsal ya da başka bir nedenle gelişmemesinin, disleksi ya da ÖÖG’ye neden olabileceği düşünülmektedir.

Kaynak: Sevil TURGUT’un, Özel Öğrenme Güçlüğünde Nöropsikolojik Profil adlı Yüksek Lisans Tez Çalışması

Okuyun!

Üstün Yetenekli Çocuklar Hangi Özelliklere Sahiptir?

Üstün yetenekli Çocuk Kimdir? Üstün yetenekten ne anlaşıldığı, farklı yer ve zamanlarda kullanılan yetenek tanımına, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir